Ziyaretçi defteri Künye E-gazete
 
DÖVİZ KURLARI
EUR EUR 1.9558 Lv.
USD USD 1.6514 Lv.
GBP GBP 2.1723 Lv.
TRL TRL 0.2278 Lv.
Anasayfa Haberler   Yorumlar   Edebiyat Video Arşiv
09 Ağustos 2020
HABERLER
BURUK SEVİNÇ

BURUK SEVİNÇ

03 Eylül 2007

Bu günlere, öğrencileri, ana – babaları bir sevinç bürüdü. Kırcaali sokakları cıvıl cıvıl . Hepsi yeni ders yılının açılışı heyecanında. Bazıları mağzalardan çocuklarına yeni giyim kuşam alıyor, diğerleri kırtasiyelerden kitap, defter, kalem tedarik ediyor. Sevinçleri, çoşkuları yüzlerinde, hareketlerinde okunuyor. Ben de sevinir gibi oluyorum onlarla. İlle sevinemiyorum. İçim hüzün doluyor dağ köylerindeki kapanan okulları gördükçe. Doğduğum Kırcali ili Ardino belediyesinin Brezen köyünde de okul zili çalmayacak, tören yapılmayacak. Okula seneler önce konulan kilit açılmayacak ve bundan dolayı da BURUK bir SEVİNÇ yaşıyor ve üzüntü içinde geçmişi anımsıyorum yalnız acı acı...
Üst tarafımızda oturan Seyit ağbeyin oğlu misafirleğe gelmişti. Pazar günü o, ben ve komşum Raşit’le geziye çıktık. Hava günlük güneşlikti. Yakından, uzaktan çeşitli kuş sesleri kulaklarımıza doluyordu.
Önce ayak üstü hangi yolu tutacağımızı görüştük. Beytullah tam köyün karşısında bulunan çam ormanının tepesine çıkıp,oradan etrafı seyretmemizi önerdi. Raşit de onu destekledi. Benim, hemen yüreğim hopladı, içimde birşeyler kıpırdadığını hıssettim. Razılık göstermeden edemedim....
Yola revan olduk. İnce dağ yollarından aşağılara indik. Şırıl şırıl akan derenin berrak suyunda sıçrayan balıkları seyrettik. Sonra tepelere tırmandık. Çam, meşe, kayın, kızılcık, çalı, diken yüklü ormanları gezdik, dolaştık. Soluğumuz kesilircesine daldan dala zıplayan sincapları bir hayli seyyettik. Bu dağlar bizim,bastığımız toprak kendimizindi. Bunu sesle ifağde etmesek de,çehremizde okunuyor,göğüslerimiz kabarıyordu. Tam tepeye çıktığımızda biraz soluk almak için mola verdik kendimize. Yanımıza aldığımız dürbünle doruklardan sıra dağları seyrettik. Uzakları ayamıza getirdik. Bir yandan eteklerinde Susuz köyünün oturduğu Çilyaka tepesini, öbür yandan İlhanbaba dağları, daha ötede Dambala dorukları, ufukta gökyüzünü okşuyordu. Daha berilerde ak badanalı, al kiremikli evler dağ yamaçlarını süslüyordu. Arkamızda “ Kırcaali “ barajının suları güneş ışığında pırıldıyordu. Kalkıp gezindik. Sıçrayıp koştuk. Sonra yeniden serpildik yeşil çimene. Konuşup dertleştik, şenlendik doya doya. Ciğerlerimizi temiz havayla, genizleirimizi de çam ve çiçek kokusuyla doldurduk. Vakit anlamadan ilerlemiş, güneş batıya doğru eğilmiş, tepelerin uçlarını iğrelti rengi bürümüştü. Kapbimin hoplaması,i çimin kıpırtaması halâ devam ediyor. Fırsatı kullanmak arzusu beni rahata bırakmıyor, bir tutam canım bedenime sığmıyordu. Bunu arkadaşlarımdan gizleyemedim :
- Buraya gelmişken, bir de köyü dolaşalım,okulumu görelim, dedim...
Arkadaşlarım kırmadılar beni. Köye giden yolu tuttuk. Pek fazla yürümeden sırt üzerinde uzayan sokağın iki tarafına tarak dişleri misali dizili evler göründü. Tipik bir dağ köyüydü. İlle bizim yörenin ilk orta okulu yarım asır önce işte bu komşu köyde açıl -mıştı. Etraftan bilgiye susamış çocuklar burada öğrenim görüyordu. Ben de bu okulun ikinci mezunlarındandım. Köyde tüteyen bacalar azalmış, çocuk çığlıkları kesilmiş, evlerin çoğunda kilitli mandallar görünüyordu. Köyün ortasındaki pek büyük olmayan alana kondurulmuş eski okuluma yaklaştık. İki katlı,ak sıvalı,büyük pencereli bir bina. Sınıf odamın camları bana karşı ışıyor,sanki “ Hoşgeldin “, diyordu. Heyecanım daha da arttı. Yıllar önceki atladığım kapı eşiğini yeniden atlamak, içeri girip oturduğum sıralara yeniden oturmak merağı sarmıştı beni. O zamanlar okulum cıvıl cıvıl çocuk sesleriyle doluydu. Saçları ağırmış öğretmenlerim vardı. Nice nice uzman yetiştirmişlerdi onlar. Doktor,öğretmen, hukukcu,inşaatçı ve daha neler neler. Belki aralarından subay ve uçman da yetişebilirdi,imkan verilseydi,yapay engeller yaratılmasaydı. Merhum Nuri, Rüstem, Adem ve Çitulov öğretmenlerimin sıcak nasıhatları kulağımda çınladı. Hepsi nur içinde yatsınlar. Ruhları şad olsun...
Bakışlarım bir ara ana giriş kapısına kaydı. Bir de ne göreyim ! Kapıda kocaman bir kilit. Gözlerime inanamadım. Yüreğim buruldu, kalbim kırıldı. Başımı kaldırıp pencerelere baktım. Camların kırık , dökük olduğunu gördüm. Çocukluğumu aradım. Sınıf arkadaşlarım Ali, Veli, Cemal, Kadiye ve başkalarının çığlıklarını kulağımda işitir gibi oldum. Çarıklı, minik izlerimi görür müyüm diye bakışlarımı yeniden avluda gezdirdim. Kendi izlerim şöyle dursun, bir çocuk izi bile göremedim. Ortalık sessiz-sedağsızdı...
Başım eğik, yüreğim buruk,çehrem soluk, oradan ayrıldım. Arkadaşlarım gördüklerimden hayal kırıklığımı sezmiş olacaklar ki, ardım sıra ıssızca beni takip ettiler.
Yeniden doruklardan aşağılara indik. Yamaçlara tırmandık. Bir hayli yürüdükten sonra hüzünlü hüzünlü arkama baktım. Tepelerin arkası mordan karaya doğru usta bir fırçayla boyanıyordu. Uzaklardan uzaklara seyreden kocaman bir bulutsa siyah rengin etkinliğini daha da hızlandırmağa cabalıyordu sanki.

Kaynak: Mustafa BAYRAMALİ - Kırcaali



 YORUMLAR



 
   YORUM YAZ
Ad/Soyad*
Yorum Metni*:  
* Maksimum karakter sayısı: 1200
Security Code*
 
  * Yazılan yorumlardan site sahibi sorumluluk taşımaz !
  UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.


« Geri dön

ANKET



Anket Başlangıç Tarihi:

[ Anket sonucu ]
REKLAMLAR

 07 AĞUSTOS 2020     

-Toplam Vaka Sayısı:13 014
-Aktif Vaka Sayısı:5 205
-Son 24 Saat Yeni Vaka Sayısı:297
-Toplam Vefat Sayısı:435
-Son 24 Saat Vefat Edenler:11

Kaynak: www.koronavirus.bg



All Rights Reserved © 2006-2020    "SENİ MEDİA" LTD; KARDZHALI   Webdesign: SWS