Ziyaretçi defteri Künye E-gazete
 
DÖVİZ KURLARI
EUR EUR 1.9558 Lv.
USD USD 1.7545 Lv.
GBP GBP 2.2978 Lv.
TRL TRL 0.2937 Lv.
Anasayfa Haberler   Yorumlar   Edebiyat Video Arşiv
27 Ocak 2020
HABERLER » Kırcaali
T.C. DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK KIRCAALİ'DE (VİDEO)

T.C. DEVLET BAKANI FARUK ÇELİK KIRCAALİ'DE (VİDEO)

25 Temmuz 2010

Bulgaristan'da demokratik hareketin başladığı yer olan Kırcaali'ye bağlı Cebel ilçesinde, Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından yaptırılan "19 Mayıs Özgürlük Meydanı" Devlet Bakanı Faruk Çelik'ın katıldığı törenle açıldı.
Ayrıca Bulgaristan'ın Kırcaali bölgesinde değişik yerleşimlerdeki 500 Türk çocuğu sünnet ettirildi. Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe ve bürokratlarla birlikte ilk olarak Yenipazar'a gelen Bakan Faruk Çelik burada Başkan Aydın Osman tarafından davul ve zurnalarla karşılandı. Bulgaristan'daki soydaşların yoğun ilgisiyle karşılaşan Türk heyeti Büyükşehir Belediyesi ve Yenipazar Belediyesi tarafından sünnet ettirilen 35 çocuğa hediyeler dağıttı. Erkekliğe ilk adımı atan miniklere bakan Çelik tarafından verilen hediyeler ise hayli ilginçti. Bulgaristan'da sünnet ettirilen çocuklara çakı gibi olmaları dileğiyle küçük çakılar hediye edildi.

İlk defa Türkiye'den üst düzey ziyaret gerçekleştiğini söyleyen Başkan Aydan Osman, Çelik ve heyete teşekkür etti. Başkan Osman, bundan sonra şampiyon Bursa'yı tutacaklarını da söyledi. Soydaşlar tarafından büyük bir coşkuyla karşılanan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe de, "Size şampiyon şehir Bursa'dan selam getirdim. Sizin mutluluğunuz bizim mutluluğumuz. Sıkıntılarınız çözmek ve yüzünüzü güldürmek için buradayız" dedi. TİKA, yurt dışı Türkleri ve akraba topluluklardan sorumlu Devlet Bakanı Çelik de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın selamlarını getirdiğini söyledi. Çelik, Türkiye ve Bulgaristan'ın 2 dost ve kardeş ülke olduğuna dikkat çekti. Ardından Kırcaali Bölge Müftülüğü'nü ziyaret eden Bakan Çelik, Bulgaristan'da Müslümanların seçimle iş başına gelmiş başmüftüsü Mustafa Hacı'dan bilgi aldı. Başmüftü Hacı, Bulgaristan hükümetinin kendisini tanımadığını hatırlatarak, "Haklarımızı savunmak zorundayız. Tüm imamların ortak görüşü bunu gerektiriyor. Biz onların sözcüsüyüz. Komünizm tarih oldu. Bulgaristan bir AB ülkesidir. Biz haklarımızı almak için sonuna kadar mücadele edeceğiz. Bulgaristan aynı zamanda insan hakları sözleşmesine imza atmışbir ülkedir. Mücadeleye devam edeceğiz" dedi. Türkiye'nin bölgede önemli bir ülke olduğuna dikkat çeken Bakan Çelik ise, "Türkiye komşu ülkelerin iç işlerine müdahil olmayan bir ülkedir. Karşılıklı sağlıklı bir iş birliği devam ederse bölge barışına katkı sağlanır. Türkiye hiçbir zaman emperyalist hedefler taşıyan bir ülke olmadı, olmayacaktır. Böyle olsa dünyanın değişik coğrafyalarında konuşulan dil farklı olurdu. AB kapısındaki Türkiye ile AB ülkesi Bulgaristan arasında insan hakları sorunu gibi bir sorun yaşanmamalıdır. Başmüftülük sorununun bakanlar ve başbakanlar düzeyinde yapılacak görüşmelerle çözmeliyiz.1900'lü yılların başında hatta Osmanlı dönemindeki anlaşmalarla elde edilmiş haklarda geriye dönüş olmamalı. inşallah buradaki kardeşlerimizi manen üzecek bir tablo oluşmaz" dedi. Bulgaristan Hak ve Özgürlükler Hareketi Milletvekili Remzi Osman da, "Seçilmiş müftünün Bulgaristan hükümetince tanınmama sorununu İslam Konferansı Örgütü'ne taşıyacağız. 1,5 milyon Bulgaristan Müslüman’ı buna izin vermeyecektir" dedi. Bakan ve beraberindekiler daha sonra müftülük bahçesindeki Kırcaali'nin mezarını ziyaret ederek dua ettiler. Heyet, ardından TİKA tarafından restore edilen Mestanlı Merkez Camii'nin açılışını da yaptı. Türk heyeti Mestanlı'da yapımı süren 12 derslik ve 200 yatak kapasiteli öğrenci yurdu inşaatında da yetkililerden bilgi aldı.

CEBEL'DE 19 MAYIS ÖZGÜRLÜK MEYDANI'NDA GÖRKEMLİ AÇILIŞ

Bulgaristan'da yaşayan Türklerin 1980'lerin sonunda asimilasyonunun doruğa çıktığı yerleşimlerden biri olan Cebel'deki 19 Mayıs Özgürlük Meydanı ve Anıtı'nın açılışı da dualar eşliğinde yapıldı. Açılışta konuşan Cebel Belediye Başkanı Bahri Ömer, 19 Mayıs'ın hem Türkiye hem Bulgaristan için takvim yaprağından sıradan bir gün olmadığını hatırlattı ve şöyle konuştu: "19 Mayısı 1919'da Atamız Samsun'a çıkarak kurtuluş savaşını başlattığı gibi, 19 Mayıs 1989'da da Cebel halkı Bulgaristan'ın ve tüm Doğu Avrupa'nın Stanlinizımdan kurtuluş hareketini başlatmıştır. Bununla Cebel halkı olarak gurur duyuyoruz. 20 yıldır hepimiz kendimizi savaşçılarımız önünde borçlu hissediyorduk. Onların anısına burada bir çeşme yapmamız gerekiyordu. Aynı zamanda da meydanımıza ilçemize yakışacak pırıl pırlı bir park oldu. Kriz döneminde buna yardım yapan Türkiye'ye teşekkür ediyoruz." Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe de Cebel'in demokrasi hareketinin başlatıldığı kahraman bir şehir olduğunu hatırlattı ve şöyle konuştu: "Bizler birbirimizden kopmayız. Biz yüzyıllarca bu topraklarda bir bütün olarak yaşadık. Dünyaya barışı kardeşliği gösterdik. Dünyaya komşuluk nasıl yapılır onu gösterdik. İnşallah bu güzellikleri artırarak devam edeceğiz. Bu zamana kadar birbirimize uzak kaldık. İnşallah bundan sonra bu açığı kapatacağız. Bizim hedefimiz sizlerin mutluluğu, kalkınması refahınızın artması. Elimizden geleni yapacağız. Nerede eksiğiniz varsa bizler tamamlayacağız. Bundan sonra da Bursa ile Cebel'in kalbi birlikte atacak" dedi. Gördüğü ilgi karşısında duygulanan Bakan Çelik de, "Doğrusu böyle bir ilgiyi beklemiyordum. Bu güzel tabloyu oluşturdunuz. Cebel'i bize anlatanlar vardı. Federasyon başkanları, Bahri Ömerler, ondan önce de rahmetli Mümün Gençoğlu abimiz anlatıyordu. Bu ağabeylerimizi ve şehit olan kardeşlerimizi rahmetle anıyoruz. Allah onlardan razı olsun." Aynı tarihi paylaşıp ardından komşu olduklarını hatırlan Çelik, "Bulgaristan'da Bulgar asıllı olan Türk soylu siziler varsınız. Sizler Türkiye ile Bulgaristan arasında ciddi bir köprü oluşturuyorsunuz. Aynı şekilde Türkiye'de bulunup yine Bulgaristan vatandaşı kardeşlerimiz var. Onlar da çok güzel köprüler oluşturuyorlar. Buradaki hizmetler sevgi, kardeşlik, barış adına yapılıyor" diye konuştu. Türkiye'nin 73 milyon nüfus ve 1 trilyon dolarlık GSMH sahibi bir ülke olduğunu hatırlatan Bakan Çelik, "Dünyanın neresinde bir sorun sıkıntı varsa bilin ki oraya koşan ilk devlet Türkiye Cumhuriyeti devletidir. Çünkü biz dünyada barışı istiyoruz. Çünkü biz komşularda, bölgede barış istiyoruz. Hiçbir zaman emperyalist hedeflerimiz olmadı. Bugün de yok yarın da olmayacak. Bu barış ortamı içersinde Haiti depreminde ilk yardım uçağını Türkiye indirdi. Tsunamiye ilk önce koşan Türkiye oldu. Bize ecdadımız bunu öğretti. Nerede mağdur, mazlum varsa onun elini tutacaksın. Cebel'deki dedem de, Bursa'daki dedem de aynı şeyi söyledi. Biz Bunun için belediyelerin talebi doğrultusunda buraya koşa koşa geldik. İnşallah geçmişte yaşanan acılar ne Bulgaristan ne Türkiye'de ne de Balkanlar'da yaşanmayacak. Komşu ülkeler olarak hep dayanışma içerisinde olacağız" dedi. Bulgaristan’ın gelişen bir ülke olduğunu da hatırlatan Bakan Çelik, Bulgaristan'ın 2004'te NATO'ya girişinde Türkiye'nin destek verdiğini, onların da şimdi Türkiye'nin AB'ye girmesi için çaba gösterdiğini belirterek, "Bulgaristan'a teşekkür ederiz. Demokrasi süreci Bulgaristan'da genç ve yeni bir süreç. Bu süreç içerisinde AB içinde olmak ayrıcalık. Önümüzdeki dönem burada insan hakları ve temel haklar bakmından ben inanıyorum ki Türkiye'de ve Bulgaristan'da vatandaşlarımız özgürlüğe doyacaklar. Özgürlüğünüz daim, parkınız hayırlı olsun" dedi. Ardından açılış kurdelası Bakan Çelik, Başkan Altepe ve diğer yetkililer tarafından kesildi. Heyete törende ballı ekmek ikram edildi. Meydan, bakır kap içersindeki su protokol tarafından yere dökülerek hizmete açıldı.

Bakan Çelik yarın Sofya’da temaslarına devam edecek. Burada Kültür Bakanı Vejdi Raşidov ile görüşmesi bekleniyor.




Kaynak:


Kategoriden tüm haberleri oku


 YORUMLAR


Perperek Papazı Der ki... 2010-07-26 00:27:35
İlginç şeyler oluyor eğer satır araları doğru olarak okunabilirse Bulgaristan'daki Türklük için büyük rol ve gelecek vaad edildiği anlaşılır. Önemli olan doğru mesajın doğru kişiler tarafından verilmesi.
cebelli kız 2010-07-26 09:08:41
Çok mutlu bir gelişme !bir kere daha küçük kasabamla gurur duydum.
Başarıların devamını görmek dileği ile CEBEL !
Vatandas Ahmet Efendi 2010-07-26 09:30:31
Butun bu olup bitenlerde Bal-Goc ve onun genel baskani Prof.Dr. Emin Balkan'in arka planda kalan sessiz ama derin emekleri var.

Sayin Bakan'a ve buyuksehir Belediye Baskaninan tesekkur ederiz.


Emin Balkan ve Bal-Goc'e Bulgristan Turklerine sonuna
kadar sahip cikip, sesini duyurdugu icin tesekkurler.
Sağduyu 2010-07-26 09:35:49
Valla Cebelle ben de gürur duydum,hem kıskandım.

Bahri Başkanıma selamlar hörmetler,ASLAN yattığı yerden belli olurmuş,Başkanımın masadaki duruşu bile bir başka!.
bizi sabır taşı'mı zanetin!!!. 2010-07-26 11:03:54
TÜRKİYEDEKİ GÖÇMEN DERNEKLERİ,AHMET DOĞAN'DAN DESTEĞİNİ ÇEKİYORLARMI?.YİRMİ YIL SBIRLA BEKLEYENİN,BİR GÜN SABRI TÜKENİR.
Kanıt olarak Kadriyenin oğlu kültür bakanı Vejdi Raşidin İstanbul Ceylân hotelde dernek başkanlarıyla 24.07.2010'da düzenlenen karşılaşmasını örnek gösterebiliriz.
Seyhan MUTLU 2010-07-26 12:23:10
Devlet Bakanı Faruk Çelik'in Cebelde açılış töreninde bizler için söylediği "Bulgaristan'da Bulgar asıllı olan Türk soylu siziler varsınız" cümlesini protesto ediyorum. Lütfen ilgili merciler kendisine bizlerin Bulgar asıllı olmdığımızı bildirsin, ve Bulgaristanda yaşayan bütün Türklerden bu talihsiz açıklama için özür dilesin.
gaf 2010-07-26 12:43:41
Göçmen kökenli olmayan,DIŞ TÜRKLERDEN SORUMLU BAKANLAR,benzeri gafları her zaman yapmışlardır.Bilgi eksikliği olsa gerek.
Rodoplu.
Birisi 2010-07-26 13:08:16
Ya hep gaf maf sen ilk defa gelmiyorsun bu BG ye ve yaninda binlerce sarlatan ve cebini doldurma cabasinda olan firildak adamlar nasil olduda buna uyanamadilar cok vahim ama asil sorun cok eskilere dayaniyor ve TC de halkin egitim seviyesinin normalin altinda olmasindan kaynaklanan ve hic bir zaman bizlerin Bulgar olmadigimizi anlayacak kapasiteye ve beceriye sahip olmamalarindan geliyor .Bu cok aci ama gercek bakin her yerde Bulgar Turku derler ve ya hemen Bulgar derler.Ben kimsenin bu konuyu arastirip ozur dileginde bulunacagini zannetmiyorum nedemek koca bakan olurmu canim eger birisi bunu yapsin elini operim ama ne yazik her taraf sarlatan yalaka dolmus isimi bitireyim gerisi bos diyorlar firsatcilarin ciritatigi zaman su an bakin etrafindaki yuzlere suratlar herseyi anlatiyor cikar menvat ve is bitirme adamlar bu nun icin var.
ray4o 2010-07-26 16:20:42
bir taraftan kardeş şehi diğer taftan fur gitsin
arkadaşlar bu güzelim bulgaristan nasıl bir arfura ülkesi gece saat 23,30 eve girip kıcaali nin ortasında ölesiye insanlarımız dövulüyo daha sonra pardon yanlışlık oldu bu nasıl demokrasi nasıl insan hakları ne memlekette kaldık üstelik TÜRKİYE DEN GELEN misafiride dövmüşler bi güzel yazıklar olsun bunlara ya.bu terbiyasizlere dür denmiyecek mi?
KONYALI 2010-07-26 22:23:50
BULGARISTAN TOPRAKLARINDA DUNYAYA GELMIS BIZ HAS TURKLER OLMASAK , KOPRULER OLMAYACAKTI - EVET. AMA BU PROJEDEN NE PARALAR CALINDI, BIR BILSENIZ!!!!!3 KISININ ELINE GECTI TURKIYEDE YETIMLERIN HAKKI.
Soylu 2010-07-26 22:44:58
Seyhan Mutlu'ya katılıyorum. Ne demekmiş o "Bulgar asıllı /kökenli/ Türk soylu???! Bizler Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışında yaşasak da Göktürk kökenli Türkoğlu Türk'üz.
ramayy 2010-07-27 00:12:03
-1-

Balgöç ‘’Birlik’’Dergisinin 16.sayısından
Haklarımızın Hakları?


Barış, güç mü, güçsüzlük mü? Geleceğini güvence altına almak mı? Geçmişini ve savaşları yargılayıp, yüksek bir bilince ulaşmak mıdır, Barış? Yorgun düştüğünde zaman kazanmak mıdır? Yoksa şeytanlık mıdır Barış? Barış, hepsidir, hepsi. Nasıl kullanabilirsen, odur Barış.
Balkan Coğrafyasının Bulgaristan bölümündeki Türklerin 132 yıldır ikili ve çok taraflı uluslararası güvence statüleri var mıydı, yok muydu? Evet, vardı ve çok açık ve güçlü konumdaydı. Bunları özüyle sıralayalım:
1. 1878 Berlin Antlaşması; Çok taraflı siyasi antlaşma. 13 Temmuz 1878 de tastiklenen bu antlaşma; Osmanlı hükümetiyle Rusya, Almanya, Avusturya-Macaristan, Fransa, İngiltere ve İtalya arasında yapıldı. Türk-Bulgar ilişkilerinin resmen başlama tarihi olarak kabul edilen Ağustos 1879 görüşmelerinde Prens, Padişahın isteklerine titizlikle uyacağı, Bulgaristan’da kalan Türklerin her bakımdan korunacağı, din ve eğitim hürriyetlerine dokunulmayacağı sözünü vermişti. Berlin Barış Antlaşması’nın 3. Maddesinde Bulgaristan Prensi’nin ahali tarafından serbestçe seçileceği ve büyük devletlerin muvaffakiyetiyle Babaili tarafından tasdik olunacağı bildiriliyordu. 4.Maddesinin ikinci paragrafında ise; ‘’Bulgaristan’da yaşayan Türklerin hak ve çıkarları göz önüne alınacaktır’’, ibaresi bulunmaktadır. Antlaşmanın 5. Maddesi aynen şöyledir:’’ Bulgaristan’da hukuk-imumiyetin esası atide muharrer maddelerinden ibarettir. Bulgaristan’da ihtilaf-ı din ve mezhep, hiç kimse için hukuk-i mülkiye ve politikiyeden istifadede ve hidmet-iu umumiye ve memuriyet ve şerefine nailiyette veya her nerede olur ise olsun icra-i hirfet ve sanatta nachil tutulmaklığa ve mahrum edilmekliğe sebep addolunmayacaktır.’’ Yine ayni maddeye göre Bulgaristan’da din ve mezhep ayrımı gözetilemez. Azınlıklar, özellikle ayrı dinden olan azınlıklar Bulgaristan’da Bulgarların sahip olduğu medeni ve siyasi haklardan faydalanırlar. Devlet memuru olabilirler, istedikleri zanaatı, işi veya mesleği seçebilirler. Ayrı dinden ve mezhepten olmaları, ayrıma tabii tutulmalarını gerektirmez. Antlaşmanın 12. Maddesi ise, Bulgaristan’da yaşayan Türklerin taşınmaz malları ile ilgilidir. Çeşitli sebeplerle oradaki Türkler ayrılmış veya göç etmiş olsalar dahi, geride bıraktıkları mallarını, mülklerini koruyabilecekleri gibi, üçüncü kişiler aracılığı ile işletebileceklerdi. Bu Antlaşma çok taraflı olduğu için; Bulgaristan’ı sadece Türkiye’ye karşı değil, antlaşmayı imzalayan diğer ülkelere karşı da sorumluluk altına sokmaktadır.
2. 1909 İstanbul Protokolü ve Sözleşmesi: İki taraflı siyasi antlaşma.
a) İstanbul protokolü: 19.Nisan 1909 tarihinde imzalandı. Bu Protokolde de Berlin Barış Antlaşmasının Bulgaristan Türklerine verdiği hak ve menfaatler tekrarlanıyordu. İkinci Maddede; ‘’Bulgar Hükümeti Bulgaristan sınırları içinde yaşayan Müslüman Türk azınlığa din ve mezhep özgürlüğü tanıyordu. Bu antlaşma ile de Türkler, Bulgarlar gibi medeni ve siyasi haklara da sahip olacaklar.
b) İstanbul Sözleşmesi: İstanbul’da imzalanan protokolle birlikte ayni gün birde sözleşme yapıldı. Türk okulları ve camileri için Bulgaristan bütçesine yeterli ödenek konacağını ifade eden, Müftülerin okullar konusunda ne tür yetkilere sahip olduğunu açıklayan 6. maddedir. Sözleşmenin 7.maddesinde ise 19 Nisan 1909 tarihli İstanbul Protokolü ve ona paralel olarak hazırlanan sözleşme hükümleri Bulgaristan’daki Türk toplumunun azınlık haklarını, 1878 Berlin Antlaşması’nda belirtildiği gibi tekrar teyit edilmiştir. Türk-İslam binaları tahrip edilmeyecek, yıkılmayacaktı. Bulgaristan’daki Türk azınlığı ve Türk-İslam eserleri Bulgaristan’ın iç işi değildir. Söz konusu Antlaşma ile Devletler Hukuk Güvencesi altındadır.

-2-

3. 1913 Antlaşması ve Müftülüklerle ilgili sözleşme: İki taraflı.
a) 1913 Antlaşması: 29 Eylül 1913’te İstanbul’da imzalanmıştır. Balkan Harbinden yenilgiyle çıkmış olmamıza rağmen, sınır ötesinde kalan Türkler unutulmamış, diğer antlaşmalarda olduğu gibi bunlarda da lehte hükümler getirilmeye çalışılmış. Özellikle yeni kaybedilen, Edirne’ye bağlı Dardere, Cebel, Mestanlı, Koşukavak, Kırcaali gibi nüfusu tamamen Türk olan bölgelerde bazı artı haklar elde edilmiştir. 19–29 Eylül 1913 tarihinde iki nüsha olarak Dersaadat’ta tanzim olunan ve yirmi maddeden meydana gelen 1913 Antlaşması’nın 7. maddesi; Bu topraklarda yaşayan Türklerin Bulgaristan vatandaşı olacaklarını, fakat istedikleri takdirde dört yıl içinde Bulgaristan’ı terk edebilecekleri ve Türkiye vatandaşı olabilecekleri ifade ediliyordu. Türkler yine isterlerse taşınabilen mallarını yanlarında götürebilecekler veya üçüncü kişiler vasıtasıyla işletebileceklerdi.
8.madde de;’’Bulgaristan’daki Türkler, Bulgarların faydalandıkları her türlü medeni, siyasi haklardan mahrum bırakılmayacaklar, din hürriyeti kendilerine tanınacaktır’’. 10. ve 11. maddelerinde Türklerin taşınır ve taşınmaz malları konusunda hükümler vardı. Taşınmaz malları kiraya verebilecekler ve kendileri Türkiye ye göç etmiş olsalar dahi üçüncü kişiler aracılığı ile işletebileceklerdi. 12. madde de Türk-İslam vakıflarına dokunulmayacağı, 14. maddede ise Türk mezarlıklarına saygı gösterileceği belirtiliyordu. 1913 tarihli Türk-Bulgar Barış Antlaşması Bulgaristan’da yaşayan Türk toplumunun hak ve hukukunu bir defa daha güvence altına alıyordu.
b) Müftülüklerle ilgili sözleşme. Müftüler Bulgaristan’daki Müslüman cemaat arasından seçilecektir. Baş müftüler ve yardımcıları Bulgar devlet memurlarına tanınan bütün haklardan faydalanacaklardır. Türk öğretmenlerin maaşları da Bulgar devlet hazinesinden verilecektir. Eğitim öğretim Türkçe yapılacak, ayrıca Bulgarca da okutulacaktır. İlköğretim mecburi ve öğretmenlerin hakları bakımından Bulgar kanunları ve onların uygulamalarına Türker’le Bulgarlar eşit tutulacaktır.
4. Neully(Nöy)Barış Antlaşması: Çok taraflı siyasi antlaşma. 27 Kasım1919’da Fransa’nın Başkenti Paris yakınlarındaki Nöy kasabasında imzalandı. Türkiye’nin taraf olmadığı bu antlaşma Birinci Dünya Savaşı sonrasında Müttefiklerle Bulgaristan arasında yapıldı. Buna göre Dobruca Romanya’ya, Makedonya Sırbistan’a ve Barı Trakya Yunanistan’a verildi. Bulgaristan’ın Balkan Savaşlarıyla elde ettiği topraklar geri alındı. Nüfusu dört buçuk milyona inerken, ege denizine olan çıkışını da kaybetti. Nöy Antlaşmasının 4. bölümü Bulgaristan’daki azınlıkların korunması ile ilgilidir. Bulgaristan 49. madde de ifade edildiği gibi; ’’…temel yasa olarak tanımayı hiçbir yasanın, hiçbir yönetmenliğin ve hiçbir resmi kararın bu hükümlere aykırı olmasını ve bu hükümlere karşı hiçbir yönetmelik ve hiçbir resmi karar ileri sürmemeyi taahhüt etmiştir. 55. maddede ise: ‘’Eğitim –Öğretim konusunda Bulgar hükümeti Bulgarcadan başka bir dil konuşan Bulgar vatandaşlarının önemli oranda yaşadıkları şehir ve bölgelerde bu Bulgar vatandaşlarının çocuklarının ilkokullarda kendi dillerinde eğitim- öğretim verilmesi için gereken kolaylıkları sağlar’’ ibaresi bulunmaktadır.
5. Türk-Bulgar Dostluk Antlaşması ve İkamet Sözleşmesi: İki taraflı.
Birinci Dünya Savaşı’ndan Türkiye ile birlikte yenik çıkan Bulgaristan Lozan Konferansından sonra Devletler Hukuk İlkelerine uygun biçimde uluslar arası hukuka ve antlaşmalara girmek durumunda kalmıştır. Türkiye ile ‘’Bozulmaz bir Dostluk’’ kurmak, diplomatik ilişkileri geliştirmek gayesi ile 18 Ekim 1925 tarihinde Ankara’da dostluk antlaşması imzalandı. Savaş sonunda azınlıkların korunması bir istek olarak getirilmeye başlanmış olması sebebiyle bu dostluk antlaşmasına ekli protokol ve ayni söz konusu antlaşmaya bağlı olmayan bir Oturma Sözleşmesi imzalandı.
a) 1925 tarihli Türk-Bulgar dostluk Antlaşması: Birinci maddesinde, ‘’Türkiye Cumhuriyeti ile Bulgaristan Krallığı arasında bozulmaz bir barış ve içten sonsuz bir dostluk olacaktır’’
-3-

demektedir. Ekli protokolün ‘’A’’ paragrafında; iki hükümet, azınlıkların korunmasında ilişkin olarak, Nöy antlaşmasında yazılı hükümleri tümünden Bulgaristan’da oturan Müslüman azınlıkları ve Lozan antlaşmasında yazılı hükümlerin tümünden türkiy6ede oturan Bulgar azınlıkları yararlandırmayı karşılıklı olarak yükümlenirler. Demek oluyor ki; Nöy Antlaşmasında azınlıklarla ilgili belirtilen bütün hükümler 1925 tarihli Türk-Bulgar Dostluk Antlaşması’nda geçerli sayılacaktır. 18 Ekim 1925 Türk- Bulgar Dostluk antlaşması süresiz olarak yapılmıştır.
b) Türk-Bulgar İkamet Sözleşmesi: Türk-Bulgar Dostluk Antlaşması’nın yapıldığı tarihte Ankara’da birde İkamet Sözleşmesi imzalanmıştır. Bu Sözleşme, Dostluk Antlaşmasına bağlı değildir. İkamet Sözleşmesinin 1. maddesinde’’Türk ve Bulgar uyrukluları istedikleri takdirde diğer ülkeye gidip yerleşebileceklerdir’’, serbestçe gidip gelebileceklerdir, o ülke sınırları içerisinde dolaşabileceklerdir…
6. 1947 Paris Antlaşması: Çok taraflı siyasi antlaşma. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra imzalanan bu antlaşma 10 Şubat 1947’de imzalandı. Müttefiklerle mağluplar arasında yapıldı. Antlaşmayı onaylayan 21 devlet arasında SSCB, Büyük Britanya, ABD, Avustralya, Beyaz Rusya, Çekoslovakya, Yunanistan, Hindistan, Yeni Zelanda, Ukrayna, Güney Afrika Birliği, Yugoslavya, Bulgaristan, da bulunuyordu. Ayrıca İtalya, Romanya, Macaristan ve Finlandiya da vardı. Beş Barış Antlaşması da denilen bu antlaşmaya Türkiye taraf değildir. Antlaşmanın ikinci maddesinde; ‘’Bulgaristan ırk, cinsiyet, dil ya da din farkı gözetmeksizin yetkileri altındaki herkesin söz, basın, yayın, ibadet, düşünce ve toplantı özgürlükleri dâhil, tüm insan hakları ve temel özgürlüklerinden yararlanmasını sağlayacak bütün gerekli tedbirleri alır’’. 1919 Neully(Nöy) Barış Antlaşması’nda
Azınlık haklarının çiğnenmesi, engellenmesi, kaldırılması doğrultusunda kanunlar çıkaramayacağı-
nı belirten Bulgaristan. Paris Barış antlaşmasının 3. maddesinde de mevzuatlarında bu konularla ilgili ayrımcı nitelik varsa değiştirmeyi, belirten gayeler dışında tedbirler almamayı taahhüt etmiştir. 1947 tarihli bu antlaşmada sık, sık temel hak ve özgürlükler geçmektedir. Bilindiği gibi bu deyim birleşmiş Milletler Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi’nde anılan bütün hak ve özgürlükler sistemini ifade etmektedir. Bu hükümler milletlerarası barış ve güvenliği ilgilendiren hükümlerdir. Sadece barış antlaşmasına taraf olan ülkeleri değil, Birleşmiş Milletlere üye bütün devletleri ilgilendirir ve bağlar. Bulgaristan da 1955’te bu kuruluşa girdiğine göre önce ve sonraki antlaşmalarda taahhüt ettiği hükümleri yerine getirmek mecburiyetindedir. Ayrıca, Birleşmiş Milletler Güvenlik konseyi üye olmayan devletler hakkında da karar alabilmektedir
7. Birleşmiş milletler Antlaşması ve sözleşmesi.
a) Birleşmiş Milletler antlaşması. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra ülkeler arasında ikili ve çok taraflı olarak yapılan siyasi antlaşmalar daha çok ‘’Azınlıkların Korunması’’ile ilgilidir. Bu o dönemin bir özelliğidir. Hâlbuki İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ‘’Birleşmiş Milletler Sistemi’’ daha da yaygınlık kasanmış ve ‘’Azınlıklar Sorunu’’yerine’’İnsan Hakları’’ kavramı gündeme gelmiştir. Çünkü azınlık statülerini kazanamamış, sayıları düşük olan azınlık ve birde etnik gruplar vardı. İşte bu insanların temel insan hakları çiğneniyordu. Bu ‘’İnsan Hakları ‘’kavramı artık iç hukuku ve milletlerarası hukuku belirleyebilecektir. İnsana kıymet veren ve onu yükselten bir unsurdur. Ülkeler iç hukuklarını düzenlerken insan haklarını göz önüne almak durumundadırlar. Zira devletin gücü ve milletlerin egemenliği bile bu kavram etrafında dönmektedir. 26.Haziran1945’te aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 50 devletin temsilcileri Birleşmiş milletler Antlaşması’nı görüşüp tasdik etmişlerdir. Türkiye bu antlaşmayı 28 Eylül 1945’te, Bulgaristan ise ta on yıl sonra 14 Aralık 1955’te imzalamıştır.

-4-

b) Sözleşmeler:
1. Jenosit(Soykırım) sözleşmesi: 1948 yılında çok sayıda devletin imzaladığı, Türkiye ve Bulgaristan’ında Temmuz 1950’den itibaren taraf olduğu bu sözleşmede bir etnik, dini ve mili gruba kısmen veya zihni zarar verme, fiziki tahribata yol açabilecek hayat şartlarına kasten maruz bıraktırma…hareketleri soykırım olarak nitelendirilmiştir. Bu milletlerarası bir suçtur ve kim işlerse işlesin yaptıklarından sorumludur.
2. Irk Ayrımının bütün şekilleri ile ortadan kaldırılmasına ilişkin Sözleşme. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 21 Aralık 1965 tarihli kararı ile kabul edilen ve üye devletlerin imzasına açılan bu sözleşmeye Bulgaristan 8 Ağustos 1966’da taraf olmuştur.
3. Medeni ve Siyasi haklara ilişkin milletlerarası sözleşme. Birleşmiş Milletlerin öncülüğünde 1966 yılında yapılmıştır. Bulgaristan 21 Eylül 1970’de sözleşmeye taraf olmuştur.
4. Ekonomik, Sosyal-kültürel Haklara İlişkin Sözleşme. Bu milletlerarası sözleşme de 1966 yılında yapılmıştır. Bulgaristan 21 Eylül 1970’den itibaren taraftır.
5. Apartheid suçunun önlenmesi ve cezalandırılması hakkında ki milletlerarası Sözleşme. 1973’te kabul edilen bu sözleşmeye de Bulgaristan taraftır.
8. İnsan hakları Evrensel Beyannamesi: 10Aralık 1948’de uygulanmaya başlanan bu beyanname bir antlaşma veya sözleşme değildir. Ancak İnsan Haklarının tanınması için takip edilecek yolları gösteren ahlaki ve psikolojik değer taşımakta, ferdin hak ve hürriyetleri konusunda modern genel prensipleri ifade etmektedir. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne Türkiye ve Bulgaristan da imza atmışlardır. Beyannamenin 2. maddesinde aynen;’’ Herkes ırk, renk, cins, din, dil, siyasi ve herhangi bir akide, milli veya içtimai menşe, servet doğuş ve herhangi diğer bir fark gözetilmeksizin işte bu beyannamede ilan olunan teknik haklardan ve bütün hürriyetlerden istifade edebilir’’ denmiş. Devamında da’’bundan başka, bağımsız memleket uyruğu olsun, vesayet altında bulunan, gayri muhtar veya sair bir egemenlik kayıtlanmasına tabii ülke uyruğu olsun, bir şahıs hakkında uyruğu bulunduğu memleket veya ülkenin siyasi, hukuki veya milletlerarası statüsü bakımından hiçbir ayrılık gözetilmeyecektir’’ ifadesi yer almıştır.
9. Helsinki Nihai senedi ( Helsinki Bildirisi)
Milletlerarası belgelerden olan Helsinki Nihai Senedi, Helsinki Bildirisi veya Helsinki Deklarasyonu diye de tarif edilen bu senet; 01 Ağustos 1975 yılında Helsinki’de 35 devlet tarafından imzalanmıştır. Avrupa’da güvenlik ve işbirliğini sağlamayı amaçlamaktadır. Bu senedi Türkiye ve Bulgaristan da 35 devlet arasında olarak ayni anda imzalamışlardır. Bunu 1982’de Madrid görüşmeleri izlemiştir. Bütün bunlara rağmen 1984 soykırım zirve aşamasına gelinmiştir. Bunların kronolojisini açarak irdeleyelim:
Devamı gelecek sayıda. ray1953-06@hotmail.com(ramayy)

Ramazan Ayyıldız 18.03.2010 İZMİR



Önceki sayının devamı; 17. Sayısından ‘’BAL-GÖÇ BİRLİK’’ Dergisi

HAK ADALETİ Mİ? GÜÇ ADALETİ Mİ?
Haklarımızın Hakları

Barış, güç mü, güçsüzlük mü? Geleceğini güvence altına almak mı? Geçmişini ve savaşları yargılayıp, yüksek bir bilince ulaşmak mıdır, Barış? Yorgun düştüğünde zaman kazanmak mıdır? Yoksa şeytanlık mıdır Barış? Barış, hepsidir, hepsi. Nasıl kullanabilirsen, odur Barış.
Balkan Coğrafyasının Bulgaristan bölümündeki Türklerin 132 yıldır ikili ve çok taraflı uluslararası güvence statüleri var mıydı, yok muydu? Evet, vardı ve çok açık ve güçlü konumdaydı. Bunları ana başlıklarıyla sıralayalım:
1. 1878 Berlin Antlaşması.
2. 1909 İstanbul Protokolü ve Sözleşmesi: İki taraflı siyasi antlaşma.
a) İstanbul protokolü: 19.Nisan 1909.
b) İstanbul Sözleşmesi: 19.Nisan 1909
3. 1913 Antlaşması ve Müftülüklerle ilgili sözleşme:
a) 1913 Antlaşması: 29 Eylül 1913’te İstanbul’da
b) Müftülüklerle ilgili sözleşme.
4. Neully(Nöy)Barış Antlaşması: Çok taraflı siyasi antlaşma. 27 Kasım1919’da Fransa’nın Başkenti Paris yakınlarındaki Nöy kasabasında imzalandı.
5. 1925 tarihli Türk-Bulgar dostluk Antlaşması ve İkamet Sözleşmesi:18.10.1925, İki taraflı.
a) 1925 tarihli Türk-Bulgar dostluk Antlaşması:
b) Türk-Bulgar İkamet Sözleşmesi:
6. 1947 Paris Antlaşması: Çok taraflı siyasi antlaşma.
7. Birleşmiş milletler Antlaşması ve sözleşmesi; 26.Haziran1945’te
Sözleşmeler;
a). Jenosit(Soykırım) sözleşmesi: 1948.
b). Irk Ayrımının bütün şekilleri ile ortadan kaldırılmasına ilişkin Sözleşme. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 21 Aralık 1965.
c). Medeni ve Siyasi haklara ilişkin milletlerarası sözleşme. Birleşmiş Milletlerin öncülüğünde 1966 yılında yapılmıştır.
ç). Ekonomik, Sosyal-kültürel Haklara İlişkin Sözleşme. Bu milletlerarası sözleşme de 1966 yılında yapılmıştır.
d). Apartheid suçunun önlenmesi ve cezalandırılması hakkında ki milletlerarası Sözleşme. 1973’te.
8. İnsan hakları Evrensel Beyannamesi: 10Aralık 1948’de.
9. Helsinki Nihai senedi ( Helsinki Bildirisi) 01 Ağustos 1975 yılında
10. 1982’de Madrid….
…
Milletlerarası belgelerden olan Helsinki Nihai Senedi, Helsinki Bildirisi veya Helsinki Deklarasyonu diye de tarif edilen bu senet; 01 Ağustos 1975 yılında Helsinki’de 35 devlet tarafından imzalanmıştır. Avrupa’da güvenlik ve işbirliğini sağlamayı amaçlamaktadır. Bu senedi Türkiye ve Bulgaristan da 35 devlet arasında olarak ayni anda imzalamışlardır. Bunu 1982’de Madrid görüşmeleri izlemiştir. Bütün bunlara rağmen 1984 soykırım zirve aşamasına gelinmiştir. Bunların hak adaletini irdeleyelim:
Bütün bu antlaşmalara, sözleşmelere ve ikili ve çok taraflı güvencelere rağmen; Balkan Türkleri sistematik bir şekilde dünyada emsali görülmemiş işkence, katliam ve soykırıma maruz kalmıştır. 13.07.1878 Berlin Antlaşmasından sadece yedi yıl sonra, bu uluslar arası antlaşmaya uyulmadı ve
Doğu Rumeli işgal edildi. İşkence, katliam ve göçler devam ettirildi. Antlaşmanın mimarları ve kefilleri büyük güçler sesini bile çıkarmadı, çünkü ihlaller Türklerin aleyhineydi.
1909 ikili İstanbul Antlaşması Bulgaristan Türklerine huzur getirmedi. Sadece üç yıl sonra Türkiye’ye karşı başlatılan Balkan Savaşı, Türkler için tam bir facia oldu. 1877–78 savaşına barbarlıkta, vahşette rekabet edercesine, savaşın tüm kuralları da çiğnenerek, sivil Türk halkı vahşice katledildi. İşte, devlet kurma vasıflarına sahip olamamış, alçakça kışkırtılmış, hak etmeden devlet sahibi yapılmış, henüz uluslaşamamış ve karma kimliklerin harmanından bir sentez oluşamamış keşmekeş bir kabile topluluğunun yapabileceği ancak ve ancak vahşet, barbarlık ve insanlık suçudur.
1913 Antlaşması: 29 Eylül 1913’te İstanbul’da mağlup olduğumuz Balkan Savaşından sonra imzalanmıştır. Rodoplar’ı da kaybettik. Hele orası öz be öz Türk yurdu idi. Türklerin o topraklara yerleştiği tarihlerde oralarda insan izi kalmamıştı. Bu Antlaşma da kâğıt üzerinde kaldı. Serbest göç içerdiği için; işgal edilen Türk topraklarında, Türkler hep göçe zorlandı. Savaş ve göç sonucu boşalan Türk yerleşim yerleri Bulgar nüfusla dolduruldu. Bu günkü Bulgaristan sınırları içinde Balkan Savaşı öncesi Müslüman Türk nüfus sayısı diğerlerinin tüm toplamının üstündeydi. Balkan Savaşıyla bu üstünlük bozuldu ve savaş sonrası da devam etti. Antlaşmada yer alan hiçbir maddeye uyulmadı.
1919 Nöy (Neully) Barış Antlaşması. Türkiye ve Bulgaristan Almanya’nın yanında savaş mağlubuydu. Bulgarlar işgal ettikleri bazı topraklardan çıkarıldılar. Ancak Rodoplar yine Bulgaristan’a bırakıldı. Çünkü bu hakkı arayacak güç yoktu. Türkiye işgal edilmişti ve ölüm kalım mücadelesi vermekteydi. Bu antlaşmada öngörüldüğü gibi; devlet tüm halkın devleti olacaktı; olamadı. Türklere sonuncu sınıf muamelesi yapıldı. Devlet yönetiminde yer verilmedi, sermaye birikimi ve ticari özgürlükleri kısıtlandı. Yine göç ettirilmek için hep zorlandı.
1925 Barış ve dostluk Antlaşması. Birinci dünya savaşı sonrası bütün Türk toprakları işgal edilmişti. O meşhur, adalet ocağı, hoşgörü dünyası ve kölesi olmayan büyük imparatorluktan kalan son toprak parçası Anadolu’da bütün barbar dünya güçlerine karşı Türkler bir kurtuluş savaşı verdi. Sonunda, temelinde yüksek Türk kültürü, Tarihi Türk kimliği ve medeniyeti olan yeni Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. Bu devletin siyasi sınırları milletinin yerleşim sınırlarının sadece bir parçasıydı. Yeni devlet; dünyaya ‘’Yurtta Barış, Dünyada Barış’’dedi ama siyasi sınırları dışında kalan milletinin insan haklarını korumakta karalıydı.
Yüksek tarih şuuru ile kurulan bu devlet tarihi sorumluluklarıyla tüm komşularına barış eli uzattı. Bulgaristan’la da bozulmaz dostluk antlaşması imzaladı. Yine Bulgar hükümetleri komşusunun ve Türk vatandaşlarının değerini bilemediler. Kendi anayasalarını, imzaladıkları ikili ve uluslar arası antlaşmaları bozmakta ve çiğnemekte geç kalmadı. Faşist Tsankov hükümeti Türk Alfabesini yasakladı. 1933–1943 yılları arasında 1700 Türk okulundan 1300’ü kapatıldı. Spor, kültür ve sanat dernekleri kapatıldı. Pomak Türklerini Bulgarlaştırma ve Slavlaştırma faaliyetleri yıllarca sürdü. Bütün bunlar hem de hep barış zamanında ve iki ülke arasında bozulmaz dostluk antlaşmasından sonra yapıldı. Otuzlu yıllarda Bulgar hükümeti Faşist Hitler’in ortağı oldu. Genç Türk Cumhuriyeti büyük güçlerin bütün oyunlarına rağmen İkinci Dünya Savaşında tarafsız kaldı.
1947 Paris Barış Antlaşması. En önemli gündemi İnsan Hakları idi. Savaş sonunda sınırlar yine değişti, fakat sorunlar çözülmedi. Çünkü Balkanlar, haksız ve istenildiğinde kışkırtılmaya açık bir biçimde bölünmüştü. Rus işgali Bulgaristan’a komünist rejimi getirmişti. Devletin başında Hitler faşizmine karşı savaşan George Dimitrov vardı. Üç yılda iktidarını oturttuğu zaman faşistliği ortaya çıktı. 04.01.1948 yılında BKP’nin MK’si toplantısında şunları söylüyor.’’Balkanlar Osmanlı artıklarından temizlenmelidir’’. ’’Hemen bu yıl Güney Bulgaristan’dan tüm Türkleri Kuzeye sürmeliyiz’’diyor. Bunu Stalin’le beraber kararlaştırdıklarını ve Stalin’in Kırım Türklerini nasıl Kuzey Sibirya’ya sürüp Türkiye’ye uzaklaştırdığını örnek gösteriyor. Bunu gerçekleştiremiyorlar çünkü kuzeyde de Türk nüfus var. Türk varlığından bunalan BKP(Bulgaristan Komünist Partisi) Dobri Terpeşef’in raporu üzerine 18.07.1949’da iki önemli karar alıyor:
1. Türklerin Türkiye’ye göçmeleri için her çeşit ortam oluşturulacak
2. Türkiye’ye kovulamayanlar, Bulgar nüfusun yoğun olduğu Kuzey ve Batı bölgelere sürgün edilerek yerleştirilecek. Bu kararlar 29.07.1949 tarihinde Vılko Çervenkov, Georgi Dimitrov ve Anton Yugov’un Stalin’le görüşmesinde, Stalin’den heyecanla destek buluyor… Sonuç olarak 30.09.1951 tarihine kadar 156410(yüz elli altı bin dört yüz on) kişi Türkiye’ye göç ediyor. Bulgaristan’ın bu gün açıklanan bazı gizli arşivlerine göre; Geride 600 000’nin (altı yüz binin) üzerinde Türk kalmış. Yine belgelere göre, alınan kararlara rağmen, sürgün sürememişler. Sebebi, Komünist rejim henüz güçlü değilmiş ve birde Türk askerinin Kore savaşında gösterdiği başarı ve Türkiye’nin NATO’ya girmiş olmasından korkulmuş.


Komünist rejim gelir gelmez hemen tüm okulları devletleştirdi. Okullar vakıflarındı ve tüm vakıflara ve mallarına el konuldu. Türk okulların Türkçe eğitimine son verildi. Sadece komünist felsefesi doğrultusunda Türkçe öğretim kaldı.
Bulgaristan’da Rus hâkimiyeti oturup güçlendikten sonra, BKP(Bulgar Komünist Partisi’nin) o meşhur1956 yılı Nisan Oturumunda(Plenium) Todor Jivkov, Dimitrov’un yönergesi doğrultusunda asimilasyona yeni bir boyut kazandırarak devam etti. 1958-1959 Öğretim yılında birleştirme adı altında bütün Türkçe öğretim yapan okulları Bulgarca öğretime geçirdiler. Bölgeler tamamen Türk, okullarda tüm öğrenciler Türk ve neyi neyle birleştiriyorsun? Türkçe öğretim yapan tüm okullar Bulgarlaştırıldı.
Kültür, sanat, edebiyat, folklor, giyim-kuşam ve her çeşit Türklük belirtileriyle mücadele edildi.
17.Temmuz 1970 tarihinde BKP’nin MK’si ve Politbüro’nun 549 Numaralı kararı ile ‘’Her çeşit güç kullanılarak Pomak Türklerinin Bulgarlaştırılması tamamlanmalıdır’’ denildi.
Ardından 1971 yeni Anayasası geldi. Pomak Türklerini bütün direnişlere rağmen kanlı bitirdiler. Sıra Konya ve diğer tüm Türklere gelmişti. 1971 Anayasası tabir uygunsa manevi soykırıma izin verecek Asimilasyon anayasasıydı. Bu anayasada Türkler ulusal azınlık statüsünden çıkarılmış, menşesi tartışılır bir etnik grup olarak algılanmıştı. Bulgaristan’ın tek milletli tek uluslu bir devlet olduğu vurgulanıyordu. Sonuçları hemen ortaya cıktı. Hayatın her alanında Türklük yasaklandı. Todor Jivkov’un Türkçe kitaplarına, Nazım Hikmet’e kadar. Devlet Başkanı Todor Jivkov’u bile Türkçe övmek, Bulgaristan’ı Türkçe sevmek yasaktı…
Bu asimilasyona tabii tutulan Türklerin öz değerleri güçlü olduğundan direnince; asimilasyon barbar bir manevi soykırıma dönüşmüştür.
132 yıldır Bulgar yöneticileri beş ileri üç geri adım atarak epeyce yol almışlardır. Aldıkları bu yolun sonuçlarının yarısı aleyhlerinedir. Bütün bu süreç içinde hep insan hakları çiğnenmiştir. Türkler katledilmiş, işkence görmüş, yurdundan kovulmuş, devamlı ağır işlerde çalıştırılmış ve adeta köle muamelesi görmüştür.
Millet sınırlarını aşmış ve başka milletten insanları siyasi sınırları içine almış devletler; tüm halkının öz değerlerini koruyarak birbiriyle kaynaştırıp zenginleştiremezse, ortak değerleri oluşan çok kültürlü toplum yaratamazsa işi zordur. Hele toplumun bir bölümünün özelliklerini hâkim kılar da, onun adına diğerlerini yok etmeye kalkışırsa, doğal kaynaşma bile geriye teper. Böyle bir durumda dış düşmanları da varsa, felaket kaçınılmaz. Bulgaristan idarecileri yirmi yıllık yeni demokrasilerinde ne yazık ki; kötü virüslerden hala kurtulamamışlar. Daha da acısı onları milli değer olarak algılayanlar var. Hiçbir milli değer; komşuna, yakınına, ırkından olana, asırlardır yan yana ve birçok yerde bir arada bulunduğuna karşı insanlık dışı kin ve nefret taşımak olamaz. Milli değer; evrensel, insani, ahlaki olandır. Bir defa daha hatırlatmak isterim. Bütün dinlere saygım sonsuz ve birine mensubum. Ancak, insanlığın uygarlık tarihi on binlerce yaşındadır. Bu gün çok yönlü güvenceler ağında bulunan Bulgaristan, tüm vatandaşlarının çok renkli değerlerini koruyarak, yaşatarak özgürlükler içinde kaynaştırıp yeni değerler oluşmasına özgür zemin hazırlamalı. Ve bir de geçmişin kara lekelerini en hızlı şekilde yok etmek için, ırkçılıkla amansızca savaş yürütürse, önümüzdeki elli yıl içinde dünyadaki değişecek dengelerin sonucu olarak güvence ağları çöktüğünde birlik ve bütünlük içinde kalabilir. En güvenilir, en gerçek özgürlük ve bütünlük kendi özünden doğandır.
Komşumuza ‘’Yurtta Barış, Dünyada Barış’’ dileriz. Yine İnsanlık tarihi şahit olmuştur ki; ‘’Güç Adaleti’’ yüz yıl bile yaşayamamıştır. Hak Adaleti tarihte her zaman yerini bulmuştur.


ray1953-06@hotmail.com Ramazan Ayyıldız 12.06.2010 İZMİR
incebelli 2010-07-28 14:16:25
Çok güzel bir organizasyon. Cebel BB doayenliğini tekrar gösterdi. Park yeri eğlenceli, açılış töreni harika hazırlanmış ve Sn. Bakan ve beraberinde Değerli misafirler törene renk kattı. Çernooçene belediyesi, Mestanlı, Cebel ve Kırcali için hayırlı olsun. Cebelliler parkın değerini bilsin.

 
   YORUM YAZ
Ad/Soyad*
Yorum Metni*:  
* Maksimum karakter sayısı: 1200
Security Code*
 
  * Yazılan yorumlardan site sahibi sorumluluk taşımaz !
  UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.


« Geri dön

ANKET



Anket Başlangıç Tarihi:

[ Anket sonucu ]
REKLAMLAR



All Rights Reserved © 2006-2019    "SENİ MEDİA" LTD; KARDZHALI   Webdesign: SWS